
Tatilde olmak sanki biraz sihirli bir şey gibi…
Sabah alarm sesi yok, ayakkabıları hızlıca giyme telaşı yok, “çabuk ol, okula geç kalacaksın” sesleri yok.
Ama biliyor musun, bütün bu sessizliklerin içinde yepyeni şeyler duymaya başlayabilirsin:
Kalbinin sesini, merakını, hayallerini…
Sen artık 2. sınıfa geçtin. Bu ne demek biliyor musun?
Kocaman bir yıl boyunca öğrendin, denedin, bazen üzüldün ama çoğunlukla başardın.
Şimdi bedenin kadar zihnin de biraz dinlenmeyi hak etti.
Ama unutma, bazen en güzel öğrenmeler, okul dışında başlar.
Hem de oyun gibi, kahkaha gibi, dondurma gibi tatlı bir şekilde…
Mesela sabah uyanınca pencereye koşup “Bugün ne yapsam?” diye bakabilirsin gökyüzüne.
Belki biraz kitap okursun. Hani geçen yıl öğretmenin tavsiye etmişti ya, o hikâyeyi hatırladın mı?
Bir çocuğun ormanda kaybolduğu ama sonra hayal gücüyle yolunu bulduğu o masalı?
İşte onun gibi bir kitabı alırsın eline, biraz kahraman olursun, biraz da yazar.
Belki okudukça kendi hikâyeni yazmak bile istersin.
Adı ne olsun mesela? “Ayakkabısız Gezen Kedi” olabilir mi?
Sonra dışarı çıkarsın. Parka gitmek güzeldir ama bir ağaç gölgesi bulursan, yanına bir defter al.
Ağaçlar ne der rüzgârla konuşurken, onu yaz.
Dallar arasında kaç kuş şarkı söylüyor, onları say.
Çünkü matematik her yerde vardır, sadece defterde değil.
Bazen annenle birlikte mutfağa gir.
Yumurtayı nasıl kıracağını öğrenmek, bir kekin kabarmasını izlemek de bir tür fen deneyidir aslında.
Ve en güzel yanı, sonunda afiyetle yenen kısımdır.
Bilim böyle tatlı olabilir miymiş? Olurmuş.
Evde kardeşinle ya da bir arkadaşınla oyun kurduğunda, kavga etmeden paylaşmayı öğrendiğinde…
İşte tam da o anda kalbin büyür.
Çünkü kuralsız oyun olmaz, sevgisiz de oyun olmaz.
Oyun dediğin sadece eğlenmek değil, insan olmanın küçük bir provasından ibarettir.
Bir gün canın sıkılacak belki. Tablet de sıkacak, televizyon da.
İşte o an çok kıymetli bir andır.
Çünkü canın sıkıldığında içindeki küçük mucit uyanır.
Bir kutuyu açar, düğmeleri dizer, kartonları yapıştırır…
Ve bir bakarsın, sen kendi oyuncak dünyanı kurmuşsun bile.
Yani can sıkıntısı da bazen en güzel hediyedir.
Akşam olunca, gün bitmeden önce bir pencere kenarına otur.
Bugün ne öğrendim, neye güldüm, kimi kırmadım, kimle barıştım…
Bunları düşün.
Ve gözlerini kapatırken kendine şöyle de:
“Bugün güzel bir gündü. Yarın da elimden gelenin en iyisini yapacağım.”